06 Ağustos 2009 Perşembe

İç Ses


Kendimi analiz ettiğimde düşünmemeye, kafaya takmamaya, yerinden kıpırdamamaya ve umursuz görünmeye daha yatkın olduğumun farkına vardım. Cadaloz, çirkef, her ne kadar hırslı olsam da özümde tembel bir insan olarak yaratıldığımı söylemek utanç verici:p Kimseyle görüşmüyorum, çok nadir oluyor görüşmeler, kendimi eve hapsettim, yemek yapmıyorum ne zamandır, program tatile girdi ve ayrıca canım çok fena ıslak kek istedi. Ama öyle rastgele birinin yaptığından değil, ANNE keki, benim anneminkinden...!!!

Tuz Tadında

Tuzlumtrak olaylar geliyor başıma bu aralar. İyi- kötü, çirkin-güzel, acı-tatlı değil TUZLU. Garip bir tadı var tuzun... Başıma gelenler de öylesine garip. Üzücü değil ama arada burkutucu... Farklı farklı zırvalıkların bir anda oldukları yerden pırtlaması ise cabası. Bir yerler de durması lazım bu garipliklerin, yeniden yine tekrar etmek istemiyorum...

Bütün Mutlu Bazenler Birarada


Nedense bazı zamanlar, diğer zamanlardan farklıdır. Bazı günler bir diğerinden özeldir, daha da güzeldir. Nasıl söyliyeyim BÜYÜLÜDÜR... Bazen sohbetleriniz bitmesin, hiç susmasın karşınızdakini istersiniz. Bazı zamanlar tüm güzellikler biraraya gelir, ve yaşadığınız hiç bir olumsuzluk, hiç bir mutsuzluk gülmenize engel olamaz. İşte öyle bir gündeyim şimdi... Tüm güzel bazenler birarada ve huzurluyum...

31 Temmuz 2009 Cuma

Kararsız Kararlı


Çok kararsız bir insan oldum son zamanlarda. Ya da ne istediğini tam olarak bilmeyen diyelim. Bu aralar aklımda geleceğimle ilgili bir sürü soru işareti var. Cevaplayamayabilirim üstelik, en azından şimdilik geçiştirdiğim aşikar. Umursamaz, herşeyi zamana bırakan insanlara özeniyorum ayrıca bugünlerde. Niye bende onlar gibi olamıyorum ki diye soruyorum kendime ve cevapsız bir soru daha çıkıyor ortaya.

İşLeyen Demir IşıLdar:p

3-4 gün önce kanalın dışında akşam 5 ile 8 arası halkla ilişkiler konusunda kendimi geliştirmek amaçlı çalışmak ve kazanç sağlamak için bir eğitim merkezinin halkla ilişkiler departmanına başvurdum. Görüşmeye gittiğimde tek eksiğimin yabancı dilimin olmaması olduğu söylendi ve ertesi gün tekrar çağrıldım. Benden kurum için ne gibi çalışmalar yapabileceğim ve tercih edilmem için ne gibi bir öneride bulunabileceğimi söylemem istendi. Bende kurumun halkla ilişkiler için ne kadar bütçe ayırdığını bilmediğim için şuan buna cevap vermem pek kolay değil fakat akşam yapabileceğimi düşündüğüm şeyleri size iletirim dedim. Eve geldiğimde oturdum bilgisayar başına ve döktürdüm neler varsa yapabileceğim. Sanırım hiç bir iş başvurusunda bulunan benim yazdığım kadar öneri sunmamıştır kuruma. Ve gerçekten kayda değer şeyler çıktı ortaya. Yolladığım gün geri dönülmedi ve sallanmadım diye düşündüm. Fakat biraz önce aradılar ve ağustosun 2.haftasından itibaren kendileriyle çalışabileceğimi söylediler. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Belki çok yorulacağım 2 işi bir arada götürürken ama kendimi bu dönemlerde geliştirdim geliştirdim yoksa istediğim hiç bir şeyi yapamam. Şimdi benim kendimi yetiştirmek için en güzel zamanlarım. Varsın çok yorulayım ama değeceğine eminim sonunda.

30 Temmuz 2009 Perşembe

1 GÜN DAHA BİTTİ

Zamanın dolduğu, saatlerin öylesine geçtiği, anlamsız ve sahte gülümsemelerle seyrettiğim bir günü daha bitirdim...

28 Haziran 2009 Pazar

MEZUNİYETİN BURUK YANI

Annem ve babam mezuniyetimde yanımda olamadılar. Oysa o kadar çok istiyordum ki beni bugünümde görmelerini. Kendimden çok onları mutlu etmeyi. Fakat olmadı işte. Annem göğüs kanseriymiş mezuniyetimden 3 gün önce öğrendik. Ve ameliyat olması gerektiği için gelemedi. İlk başta hastalığına, sonra da yanımda olamayışlarına çok üzüldüm fakat, sonradan annem iyileşsin başka bir şey istemiyorum dedim kendi kendime. 1,5 sene sonra yüksek lisanstan mezun olurken gelirler artık yanıma. Ama yeter ki iyileşsin canım annem. Onu öyle çok seviyorum ki:( Mutlu olmamı istediklerini biliyorum her ikisininde o yüzden üzülmek yok...

Çok Yoruldum Ama Gördün mü Bak Mezun Oldum=)
































09 Haziran 2009 Salı

Bazı YaraLar Kapanmaz


Hayatımda yerini hiçbir şeyle kapatamayacağım yaralarım var. Sancı veren, acıtan, ağlatan... Üstünü kapamak için elimde olan tuzu serpip, kendi iç çekişlerime rağmen gizlediğim. Bu yaşıma gelene kadar biriktirdiğim, yaşımla beraber kendiside büyüyen yaralarım. Öyle zor ki bunları anlatmak, öyle imkansız... Anlatsam da anlamaz zaten kimse, bir ben bilirim içimde günden güne büyüyen yaranın acısını. Bir ben anlarım yaraya her defasında tuz basmayı. Ne günler geçirip, ne sıkıntılara gebe kaldığını ruhumun yalnız ben hatırlarım. Kulaklarımı tıkayışım gelir aklıma, sitemlerimi hırçınlıkla dışa vuruşlarım bazen. O günleri hatırlarım ağlarım. Gözyaşı tuzludur ya, yaramın üstüne akıtırım. Taze tutsun onları diye. Silinsinler isterim bazen, bazen de silinmesin kalsınlar oldukları yerde. O yaralar büyüttü beni nasıl olsa, o yaralar hayata bu kadar sıkı bağladı. O yaralar sayesinde artık güçlüyüm, o yüzden artık acıtmıyor ufak acılar. Yaram bedenimde, yaram ruhumda, yaram çocukluğumdan gelen. Yine de seviyorum onları. Alıştım da üstelik. Kendimi bildim bile üstümde taşıyorum, silinip gitseler güçsüz kalırım. İyileşmesinler, dursunlar durdukları yerde. Ki silip üstündeki tuzları baktığımda göreyim neleri atlattı bu çocuk yüreğim. Sonra tekrar kapatayım. Ve diyeyim bir zamanlar çok küçüktüm ama çok büyük yaralar atlattım...

VirgüLün Hayatımdaki Önemi

Hayatıma koyduğum virgüllerle, birbirine bağlıyorum karşıma çıkan olumsuzlukları. Nokta koyamadığım için hep bu yaşadıklarım. Hayatın ne kadar daha saçmalayacağını merak ettiğimdendir uzatmalarım... Aynen virgüle devam!!!

MEZUNİYET BALOSU

Ayın 19'unda mezuniyet balosu var, ve benim uçağımda ayın 19'unda bu kadar olur:( Şunu ayın 18 inde yapsalar dicem ama o zamanda sınavlar devam ediyor. Ufff ayın 20 sinde lemoşumun düğünü var ikisinide kaçırmak istemiyorum. Napıcam ben yaa:( Acaba biletimi 20 sinemi alsam? 4 uçağı ile gitsem akşama hazırlanabilirim aslında. Umarım 19 unu değiştirebilirim. Yoksa baloya gitmem imkansız:((( Pfff...:=(((

Tubiş MutLuLukLar Diyarında

Bugün muhteşem haberler aldım, hastane otoparkında arabamızın arka penceresinin kırılıp ablamın çantasının alınmasının dışında...

İlk aldığım haber ablamın durumunun iyi olması ve iyileşebileceği, ikincisi iseeee benim meslek hayatında ilk basamağa ciddi anlamda ayağımı atmama çok az kalması.
Bugün bir abimiz aradı, tubiş dedi sen şu şu kişileri nerden tanıyorsun, kanalda sürekli işe başlamak istiyormuşsun. Dedim evet abi sen nerden biliyorsun, ben bilmem nerenin başkanı oldum, senin için aradılar şimdi. Ama kadroya 10 sene çalışanlar bile giremiyor, parttime girmek kurtarırmı seni? (Ne demek kurtarırmı ya, havada takla bile attırır) Çünkü akitli olman için vatandaş olman gerekir. Dedim abi kurtarır tabi, ben hele bir ciddi anlamda program dışında ayağımı atayım gerisini getiririm. Tamam o zaman konuşcaz haber vercem sana dedi. Müdüre filan gitcekmiş bilgilerim. Müdürde benim bu dönem okulda dersime giriyor, beni pek sevdiğini düşünmüyorum ama dün program çıkışında gördüğümde kıyafetin bu defa iyi olmuş, hep böyle olsun dediğinde sevinmedim desem yalan olur.

Ya şaka gibi, devlet kanalında parttime işe başlamak bile muhteşem. Kim bi işe direk kadroyla giriyor ki sanki. Nolur Allah'ım noluuuuur hiç bir problem çıkmasın. Ve emeklerimin karşılığını göster bana. Çok mutluyum anlayacağınız ey okur çoooook.

Ben boşuna demiyorum kendime koşan kaplumbağa diye. Hep cüssemden büyük şeyler peşinde koşuyorum ve sonuç hep istediğim gibi çok şükür. İnşallah sınavları, uygulamalı dersleride böyle güzel bir şekilde sonuçlandırabilirim. İlk maaşımla da kan akıtıcam söz valla....!!! Ablam sınavı kazanırsa da kan akıtıcam demiştim, onu da aradan çıkarıcam bu arada...Şüpidübaduuuuuu!!!!

08 Haziran 2009 Pazartesi

SENEYE BUGÜN NE YAPIYOR OLACAĞIM

Bir az önce blogdaşlarımızdan pretty in think'in sayfasında gezinirken yazıları arasında ''not aldım, seneye bugün ne yapıyor olacağım'' dediğini gördüm. Söylediği gibi gerçekten de heyecanlı bir bekleyiş bu. Ben de tıp kı onun gibi seneye bugün tam bu saatte napacağım diye meraklanmaya başladım. Güzel bir bekleyiş hem de fazlasıyla:=))

OKUL TUVALETLERİNE YAZILAN İSİMLER

Şu okul tuvaletlerine, duraklara, caaanıııım boyanmış duvarlara sevgililerinin adını yazan apaçileri anlamıyorum. Sanırım zorlasamda anlama gibi bir lüksüm olamaz böylelerini. Yani bir kızın kendi tuvaletine ismini yazıp yanına bir kalp çizip, içindende ok geçirerek soru işareti koyması ne kadar mantıklı? Kardeşim o tuvalete sevgilinin girme imkanı var mı? Hadi girdi diyelim o kalp içine mıhladığın soru işaretinin kendisi olduğunu bilme gibi dahihane bir yeteneği? Bir de ''senden nefret ediyorum cabbar, Allah'ından bul hüseyin, nurgül bir kaşardır'' yazılarını yazınca nasıl bir ego tatmin ediyor bu insanlar onu da düşünmüyor değilim. Koskoca üniversiteli öğrencilerin sıralara 55 samsun, 01 adana, alayına isyan, bize her yer çarşı yazılarını da esefle kınıyorum biline... Duraklara, piknik masalarına ismini kazıyıp, birde arayın bu kız yolludur deyip telefon numarasını yazanları söylemiyorum bile. Paranın üstüne yazanına bile rastladım abi ya. Nasıl bir hastalık, nasıl bir psikopatlıktır bu? Böylelerini görüp, anlamaya çalışarak ne kadar boş bir iş yaptığımın farkındayım ve cümlemize uyarım çevremizde hasta ruhlu insan çok, uzak durmak lazım. Selametle...:p

TAKINTILARIM VE BEN


Sanırım ben takık bir yaratığım. Öyle aptal saptal takıntılarım var ki, bazen bunlardan kendim bile sıkılıyorum. Yapmayayım diyorum ama elimde değil, istemeye istemeye tekrarlıyorum.


Mesela bende çift sayı takıntısı var. Müzik mi dinliyorum, volume mutlaka çift sayıda durmalı. 22, 24, 26, 28, 30 farketmez. Ama kesinlikle 21, 23, 27, 33 gibi tek sayılar olmamalı. Sabah için alarm kuruyorum mesela kesinlikle tam sayılarda durmalı. Yok öyle 08.14, 08.18 filan... Ya 08.00 olacak, ya 08..30, 08.20... Sonra yolda giderken direkleri saymak, kaldırım çizgilerine basmamak, çıktığım merdiven basamaklarını saymak, ekranda çıkan logoları kaşımla gözümü hareket ettirerek kendi çapımda çizmek, elimde kağıt kalem olmadan birşey tarif ederek çizim yaparken, karşımdaki anlamadığı durumda tekrar anlatmam gerektiğinde sanki kalemle çizilmiş gibi elimle onu silmek, yatakta yatarken bir hayal kurarken o sağdan kurduğum hayali sola dönünce aynı pozisyonda kuramadığım için tekrar sağa dönmek bunlardan sadece bir kaçı.


Aklıma gelmeyen o kadar çok takıntım var ki yaparken farkettiğim. Bir de ilk okulda okumayı sökerken gördüğünüz her yazıyı okuyun diyen öğretmenimden kalan bir takıntım var, nerde tabela, plaka, yolda yolakta ne kadar yazı varsa okuma takıntısı. Cihangir tuhafiye, ceylan giyim, yerlere çöp atan eşşektir, dikkat köpek var ısırır, park etme apartman girişi blaa blaaa blaaa...


Bazen öylesine yoruyor ki bu takıntılarım beni. Allah'a şükürler olsun ki bir zamanlar gidip terlikleri uc uca dizmek, telefon kolu ellemek ve ev ne kadar dağınık olursa olsun, karşımda gördüğüm kırışık, katlanmış bir şeyi düzleme takıntılarımı atlattım. Umarım en kısa zamanda diğerleride maziye karışır. Yoksa bu şekilde ben fazla yaşamam. Beynim çok yoruluyor, doğal olarak bedenimde...

BİR BENİ DUYSUN!!!


''Pepsiiiii yaşatır seni, pepsiiiiiii''

Zaten pepsiyi tercih etmiyordum bu reklamdan sonra iyice gıcık aldım. Ne yani seda sayanla ne alaka? Ayrıca çok da iğrenç. Sesiylede oynamışlar hatunun, onunmu değil mi belli değil. Valla aysun kayacıya laf ediyodum ama bu ondan beter olmuş. Elin adamları ne reklamlar yapıyor biz de 3. sınıf hatunları çıkarıyoruz reklamda oynasınlar diye. Harbiden gıcığım bu reklama kaldırsınlar yahuuuu!!!

06 Haziran 2009 Cumartesi

KENDİ KENDİME

Şu sigaraya iyiden iyiye alıştım ve bırakmam gerek artık meredi. Sanki sigara içmeyi kaldıracak bir bünyem var gibi pöfürdetiyorum. Bir de erken yatmaya alıştırmalıyım kendimi en kısa zamanda. Herkesin yatağında mışıl mışıl uyuduğu sabahın 4'ünde ne işim var benim ayakta. Bana iyi bir sopa gerek aslında ama atan yok. Tek derdim o sopayı yemek... Sigaramı söndürüp zıbarmalıyım. Hı ben yatışa geçmeden sizlere bir tavsiye; elbistanlı komser hasan videosunu izleyin youtubedan. Herif kendini hollywood yıldızı sanıyor ciddi anlamda. Ve kendisine sorulan her soruya muhteşem cevaplar veriyor. Ben izlerken koptum, herif elbistanın delisi komser hasan değil sanki de brad pit. O kadar benimsemiş yani. Gündemdende fazlasıyla haberdar. Neyse artık bi son bulmalı cümlem. Ama aklıma bir şey daha geldi bitirmeden. Mutsuz olmama sebep çok diyorum ya ben. Bunlardan biriside eskiden bloguma girdiğimde online kişi sayısı en az 20 oluyorken, artık günlük giren sayısı 20 yi bulmuyor:=( Hepsi benim hatam tüm blogdaşlarımı ihmal ettim çünkü ve yazı yazmadım uzun bi süre. Ama telafi etcem ve yine eskisi gibi olacak burası. Ancak o zaman şevke gelip güzel şeyler yazabilirim ben. NOKTA...

HERŞEYE RAĞMEN


Şanslı birisi olsaydım mesela ben, ya da gerçekten mutlu olmak bana göre bir şey olsaydı en basitinden bugün görüp de kendi sorumsuzluğuma küfürler savurduğum anı yaşamazdım. Gazi hocanın basın fotoğrafçılığı dersinde spor fotoğrafı çekmemiz için götürdüğü maçta tüm sınıf sergi için fotoğraf çektirirken ben de içlerinde olabilirdim mesela. Ama derya ve benim gibi iki ağzı ayrık herkes fotoğraf çekilirken sahanın diğer tarafında bi türlü geçemedikleri bu ders için ha bire pozisyon yakalamaya çalışıyordu ve dolayısıyla kadraj içinde yer almadı. Sonuç? Bugün sergi fotoğraflarını hazırlarken herkesin toplu resmini görüp, ulan 3 dür bu dersi alıyorum bi böyle resim çekilmek kısmet olmadı diye söylenmek. Oysa şöyle olsaydı çok makbule geçerdi aslında. Hoca fotoğraf çekilirken aaa tuğbayla derya yok, arkadaşlarınız nerde çocuklar diye sorup, biz gelene kadar fotoğrafı çektirmeye bilirdi. Ya da hadi o an farketmedi fotoğraf basıldıktan sonra burda bir eksiklik var deyip bizim yokluğumuzu farkedip, herkesi tekrar toplayıp, yeniden fotoğraf çekebilirdi. Ama nerdeeee. Hıı herşeyi geçtim, takıldığım nokta böyle şeylerde yokluğumuz farkedilmiyor, ama gel gör ki derse bir gün gitmesek onların bir ayağı çukurda diyebiliyor sevgili hocamız. Kabak çiçeği gibi farkediliyor orda yokluğumuz. Yok işte olmamalı böyle, iyi gününde beni hatırlamayanlar, güzel şeyler için yanında istemeyenler, kötü günlerinde de istemesinler. Çok alındım hocamıza çok:p Bugünün en güzel yanınıda söylemeden geçemeyeceğim. Hocamız ben derse girer girmez hayırdır bu ne süs çekimemi geldin dedi gülerek, bende yok hocam size saygımdan güzel görünmek istedim dedim. Be hani o zaman kameran, insan gelip sergi hazırlığımızı çektirir bundan güzel magazin konusumu olur dedi. Ki zaten ben daha atölyeye gitmeden kameramanımızı aramıştım abi gel de çekelim diye. O rum tarafında olunca üstelememiştim. Bir de hocaya ''yalakaya bak lan kamerayı alıp gelmiş'' dedirtmemek için ısrar etmemiştim. Ama hoca böyle deyince tuğba dururmu aradım kameramanımızı, abi yönetmenin telefonu kapalı hadi çık gel nolur diye yalvardım:p hocamıza verdim telefonu o da konuştu ve saolsun kırmadı beni ve çıktı geldi. Gelincede beni ''sen olmasan gelmezdim valla tubiş'' diyerek onure etti. Hocamızla ve hocanın sevdiği, sergide fazlasıyla emeği geçen bir kaç kişiyle röportaj yaptım. Ve eyyyyt dedim bi işe yaradım. Böyle düşünmeme sebep bu derste artık kendimi embesil gibi hissetmemdendi. Hoş yazılı bir uygulama yapılsa başı çekerim ama bu ders uygulama ve hoca hep mükemmeli istiyor olunca sıçıyorum... Her ne kadar fotoğrafta yer almamış olsam da, bu dersi üçüncü alışım olsa da, bu röportaj beni biraz iyi etti. Allah kameramanımızdan razı olsun. Bugünün, hatta son günlerimin en iyi şeyi oldu diyebilirim. Ama yine de sıkıldım, bunaldım ve mutsuzum genel olarak...Bok!!!

Görünürde Herşey Normal


Çok yorgunum ve sanıyorum ki hayatımın gözle görünürü olmayan en sıkıntılı günlerini yaşıyorum!!!

SIKILDIM HERŞEYDEN

Kapalı bir kutuya hapsettim kendimi, uzun bir süre de çıkmak istemiyorum mümkünse. Herşeyden, herkesten uzak durmak ve sadece kendim için yaşamak istiyorum. Yoksa bu şekilde hem gereksiz yere kırıyorum çevremdekileri, hem de kendime zarar veriyorum. Olmuyor işte. Ağlamak bile benim için artık öylesine zorlaştı ki, önceden her ota boka ağlayan kız gitti, acımasız, duygusuz biri geldi yerine. Tatminsizliğim had safhada. Herşey mükemmel olmalı, herkes dediğimi yapmalıya şartlamış durumdayım kendimi. Hal böyle olunca, istediğimi göremeyince üzülüyorum. Üzülmek de değil aslında fazlasıyla sinirleniyorum. Yapamıyorum uzun süre kimseyle. Sıkılıp, tahammülsüz oluyorum. Oysa böyle değildim eskiden. İnciğe boncuğa bile mutlu olabiliyordum. Ama dedim ya gitti o kız. En karamsar şarkıları dinleyip, en olumsuz düşüncelerin içinde çarmığa gerilmiş gibi acı çeken bir kız oldu çıktı. Bağırıp kendimi boşaltabilirdim mesela önceden, oysa şimdi ona bile halim yok. Ne diye kendimi yorayım diye düşünür oldum. Nasılsa herşey olacağına varmıyor mu sonuçta, su akıp yolunu bulmuyor mu... Öyleyse benden beklenen çaba niye. Sıkıldım çok sıkıldım!!!

04 Haziran 2009 Perşembe

ABLAM, EN YAKIN ARKADAŞIM, SIRDAŞIM


Bu zamana kadar tek darbesini yemediğim o güzel insan, benim dünyalar tatlısı, iyilik meleğim, en yakın arkadaşım, çocukluğumun hatırladığım en güzel anılarına birlikte şahitlik ettiğimiz, kızamıkta, su çiçeği geçirdiğimizde yan yana yatıp hastalığımızın geçmesini beklediğimiz biricik ablam, BURCUM çok rahatsız ve yarın 1,5 ay içindeki 4.ameliyatını olacak. Bu yazıyı yazarken ellerim titriyor, onun ne acılar çektiğini düşündükçe içim gidiyor. Yanında olamayışımda cabası. Öyle çok istiyorum ki ona sarılıp, o bebekler gibi yüzünü öpüp, seni çok seviyorum demeyi. Bu zamana kadar bana hep o seni seviyorum dedi, bende karşılık verdim. Ve geçen bir mesajımda ilk ben ''seni seviyorum'' dedim öyle mutlu oldu ve tubişim ilk kez ben demeden beni sevdiğini söyledin dedi. Oysa demesem bile o benim ömrümün sonuna kadar en yakın arkadaşım. Ona gelecek en ufak bir zararı önleyebileceğimi bilsem bir an düşünmeden canımı bile verebilirim. Her sabah bana kahvaltı hazırlayıp, gece bile abla bana şunu getirirmisin, şunu yaparmısın dediğimde hiç ikiletmeyen mükemmel insan ablam yaaaa. Keşke şuan yanında olsaydım da o bana deseydi tubişim bana su getir, canım şunu istedi yap diye. Kıyafetlerimi alıyor diye kızıyordum, şimdi yanına gidebilsem ve hepsini verebilsem keşke. Allah sanırım bizlere ellerimizdekinin değerini bilmemiz için böyle şeyler gösteriyor. Şuan anlıyorum ki ablam benim için herkesten ve herşeyden daha değerli. Sırdaşım, beni olduğum gibi kabullenebilen tek insan. Bu rahatsızlık yüzünden sınavlarına giremedi, ve girdiklerine annemle gitti. Ama yinede direk sınıfta kalıyormuş devam edemediği için derslere. Ve nasıl bir okulsa anlamadım rapor kabul etmiyorlarmış. Kızcağız bu sıkıntısının üstüne birde sene kaybı olmasına üzülüyor. Yanında olsam ve onunla yatıp uyusam şimdi ama kaybettiğim kimliğim yüzünden kıbrıstan çıkamıyorum. Acil çıkış belgesi için başvurdum fakat geciktiği için gidemedim. Şimdide benim sınavlar başladı. Yoksa ikinci ameliyatından sonra hemen gidecektim yanına. Yarın ki ameliyatına rektör girecekmiş, umarım bu defa bir sonuç alırlar. Ve inşallah rahatlar bu ameliyatla. Yanında olamasamda ablam seni çok seviyorum. Öyle böyle değil hemde. Kurban olurum senin saçının tek bi teline. Canımsın benim, dostum, cuğcuuuuuum bide:=(((

NOKTASIZ BİR CÜMLE


Virgüllerle sürüp giden bir cümle benim kurduğum... Ara sıra ünlemlerle devam eden... Nokta??? O ise hiç koyulamayan...

ŞAŞIRTMACA

Gün doldurmak benimkisi şu dünyada YAŞAMAK değil...

BIKTIM ARTIK

***Kuru kalabalıklardan sıkıldım, yüksekçe bir tepeye çıkıp küçük insanların egolarını tatmin etmeye çalıştıkça düştükleri durumları izlemek ve ulaşamadıklarını gördükçe gülmek istiyorum zarar görmeden...***

02 Haziran 2009 Salı

BABA'M


Babam... Tek isteği 3 güzel yavrusunu en iyi yerlerde, en mutlu şekilde görmek olan dünyanın en tatlı, en mükemmel insanı. Adını andığımda bile gözlerimi dolduracak kadar çok sevdiğim harika adam. Öyle uzun zaman oldu ki boynuna atlayıp, küçükken olduğu gibi omuzlarına çıkamayalı. İçimden geldiğince o yanaklarını öpüp öpüp, seni çok seviyorum demeyeli. Büyüyorum ve tıpkı babamın istediği gibi bir yolda ilerliyorum ama küçükken olduğu gibi sarılıp duygularımı dile getiremiyorum en acısıda bu büyüyor olmamın. Biliyorum ki biz hala onun gözünde minicik kızlarıyız ve biliyorum ki o hala sabahları annemle arasına geçip yatmamızı bekliyor ama olmuyor. Ne kadar istesemde eskisi gibi olamıyorum. Oysa öyle çok istiyorum ki babamı sarıp sarmalayıp deli gibi öpmeyi. Bağdaş kurduğunda gidip bacaklarının arasına oturmayı. Yine saçlarıyla oynayıp, yere eğildiği her an omuzlarına sıçramayı. Çok seviyorum onu. Bu zamana kadar tanıdığım onca babaya, çevremde gördüğüm onca erkeğe rağmen bir tane daha göremedim onun gibisini. Babam ya o benim!!! Uğruna herşeyi bırakıp gidebileceğim ve biz kızlarını terk edip gitmeyecek, dünyadaki güvenilebilecek tek erkek benim için...

SU GİBİ GEÇTİ 5 YIL


26 haziran da 5 senenin yükü sırtımdan akıp inecek ve yerini bambaşka ağırlıklara bırakacak. Şaka maka okul bitti, gün saymalar başladı tarafımdan. Biliyorum ki kalan bu günlerde sınav koşturmacasıyla geçip gidecek. Bu kıbrıs denen ufacık adaya geldiğim ilk günlerimi düşündükçe ne kadar dayanıklı olduğumu ve öğrenci için böylesine zor olan bir yerde tam zamanında okulumu bitirdiğimi görünce kendimle gurur duyuyorum. Kimleri gördüm, nasıl insanlar tanıdım tahmin bile edemezsiniz. Anne babasının başından salıp sözde okul için kıbrısa gönderdiği öğrenciler mi, yoksa her gece bir barda onun bunun kucağında gezen sözde kızlar mı? Öylesine mutluyum ki kendime ve aileme laf ettirecek hiç bir şey yapmadığım için.

Koskoca 5 yıl ve bana verip, manevi anlamda benden alıp götürdükleri... Herşeye rağmen güzel bir üniversite hayatı yaşadım demek zor değil benim için. Ayaklarımı yere sapasağlam basmamda bu gördüğüm ortamların çok ama çok yeri var. Beni mesleğime hazırlayacak imkanlara da kıbrısta sahip olabilmem cabası. Şimdi önümde yeni başlayan çok uzun bir maraton var. Karar aşaması ve yeni bir hayat. Yüksek lisans için burada kalmam en büyük olasılık. Ama tereddütlerimde yok değil. Çok sevdiğim bir yakınımız değişen hükümetle benide çalıştığım devlet kanalında kadrolaştırmaya çalışıyor olursa çok büyük ihtimal buradayım. TRT dekiler gibi devlet memuru olacağım ama pozisyonum program asistanlığı. Sonrasında yönetmenlik. Verilen maaş ise fazlasıyla tatminkar. Yeni mezun olan birisinin çok zor şartlarda göreceği kadar üstelik. Hem de mezun olduğun her okulla birlikte artış gösteren. Bu durumda aöf den alacağım halkla ilişkiler diplomam ve başlayacağım master programı ile birlikte elime geçecek maaş bile burada kalmam için yeterli. Ama dedim ya tereddütler var içimde. Bu tereddütlerimi en yakın zamanda netleştirmem gerekiyor. Hayatımı şekillendirecek kararı vermem içinse çok az bir zamanım var. Umarım herşey yüzümü güldürecek şekilde sonuçlanır.

27 Nisan 2009 Pazartesi

KARADENİZLİLER GECESİNDEN

Okulumuzun karadeniz öğrenci birliğinin düzenlediği geceye siyah puanlı beyaz elbisem, kırmızı kurdelem ve kırmızı ayakkabılarımla gittim. O kadar karadenizli öğrencinin ordan oraya hoplayıp, horon tepmesine ve benim içimdeki milyonlarca kurduma rağmen oynayamadım. Neden? Çünkü ben ne kolbastı, ne de horon bilmiyorum:( Ama yine de çok eğlendim. Çünkü serom ve arkadaşlarımız yanımızdaydı. Bu gecede fatih, yelizimin sevgilisi, seromun çok sevdiği arkadaşı karadeniz öğrenci birliğinin başkanı oldu. Zaten geceyi de onlar düzenlemişti. Bizde aşkımla onların bu gecesinde yanında olduk bir adanalı ve bir diyarbakırlı olarak... İyi ki de gittik çünkü gerçekten adam akıllı geçti vakit. Bi sürü resim çekildik yine o her zaman yanımda olan makinemle. Fatihin yiğeni dila beni oyuncak bebeklere benzetti, bide masal kahramanına=) Nasıl neşem geldi görmelisiniz o an... Aşkım bir diyarbakır çocuğu olmasına rağmen kolbastı oynadı=)dans ettik ve o geceden kalan mutlu kareler var şimdi elimizde. İşte onlardan bir kaçı...
BEYAZ CEKETLİ PRENS VE PAMUK PRENSES=)
Aşkım bana bakarken:pp AİLE TABLOSU=)
FATİH VE KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ
Fatih heyecanla konuşmasını yaparken=)
YELİZ VE FATO
SEDA VE ZEYNEL
Özoş sunum yaparken ayrı bir heyecanlıydı...
Askerlik hatırası=)
SEROM KOLBASTI OYNARKEN=:)
ÖZO VE ALİ
İKİSİ DE BİRBİRİNDEN TATLI=)

OYUNCAK BEBEK TUBO, DİLA VE FATİHİN ABLASI





Zeynel- Seda çifti, KAYA ÇİFTİ=), Yıldırımhan çifti:=)


Ali, Alihan, SEROM, Zeynel, Şinasi ve Ozo

ATOM ANANE:=)

Meslektaşım-ruh ikizim Deroşum, yakın doğunun muhtarı hukukçu küçcük insafım, avukatımız yeliz, süper ananemiz, edebiyat öğretmenimiz özo ve psikoloğumuz zünzile=))
Ananem geldi yanıma. İyi ki de geldi, benim sözde düzgün olan evim adam akıllı bir temizlik gördü. Kadıncağız gelmesiyle başladı vıt vıt ortalığı toplamaya, peluşlarımı havalandırmaya. Dolaplar komple indi, temizlendi, buzdolabı kuru kalabalığından sıyrıldı. Tek şikayetim benim evimde bir şeyin yerinin değiştirilmesi, bunu da ananem gerçekleştirdi sağolsun=)) Koltuklarımın üstündeki leopar desenli örtülerime varana kadar kaldırıldı. Neymiş yaz gelmiş sıcak olurmuş böyle:/ Hoşuma gitmese de ellerine sağlık nenoşumun... Ananem geldiği için herkes onu görmeye geldi. Tabi bizim kızlar kendi ananeleri gibi düşündüğü için benimkini de erkenden yanımıza geldiler, kadıncağız uyur diye düşündükleri için=) Tabi bu düşüncelerinde fazlasıyla yanıldıklarını anladıklarında lakap bile taktılar ananeme. Atom nine, süper anane gibi=) Gece kızları göndermedim bende kaldılar ve ananemin gece 4 de yatmasına rağmen sabah 6 da kalkmasını görünce bir şok daha geçirdiler. Nasıl geçirilmesin ki hatun sabah erkenden işe koyuldu yine. Ertesi gün Girneye kuzenin yanına bıraktık ananemi, ve bi gece sonra sabahın köründe ananemin o tiz çığlığıyla tuuuuuğbaaa diye seslenişiyle uyandık. Yataktan bir fırlayışımız vardı anlatamam. Salon penceresinin önünde içeri girmeye çalışıyor pencereden bizimki=) O an bir rüya olsun istedim ama olabildiğince gerçekti. Noldu anane niye geldin dedim, magosaya geçcem bana hülyanın nosunu ver hele dedi:=) Yatmamış uyumamış heraldeki sabahın köründe magosa düşmüş aklına:=) Numarayı verdim tolgahan abimle gitti. Bizimkiler benden daha şaşkın bu arada. Nasıl bir kadın bu yaşına rağmen diyorlar. Zatıalileri 70 yaşında ama ona sorsan 69.5=) Senden benden dinç maşallah, insafım diyor kız biz bundan yaşlıyız şuna bak kıpır kıpır. 2 gündür magosada ve ben bugün yarın sabahın köründe pencereden içeri dalcak diye bekliyorum:=)) Böyle söylensemde iyi ki geldi ya, evde nasıl aile ortamı oldu anlatamam. Ailemi çok seviyorum ben ya. Her ne kadar olmadık zamanda olmadık şeyleri yapsalar da onlar bitane...

MUTLULUKTAN AĞLAMAK İSTİYORUM


Mutsuzken mi ağlar insan tek, mutluluktan hüzün dolup ağlayamaz mı? O mutluluğu bir gün kaybedeceği korkusu ağlatamaz mı gülen gözleri? Ben çok mutluyum ama ağlamak istiyorum. Zarıl zurul değil ama gülümseyerek ağlasam şimdi. Unuttuklarıma ağlasam ama üzülerek değil, bana şu anımda, hayatımda olan kişileri getirttiği için ağlasam... Çocukca yaptığım hatalarıma ağlasam tebessüm ederek, bir çocukluktu diyerek... Yanımda olan güzel insanlara bakıp ağlasam, neden bu zamana kadar bulamadığıma üzülsem, ağlasam. Anne babamı düşünsem, dünya güzeli kardeşlerimi getirip aklıma ağlasam. Allah'ın bana verdiği nimetleri düşünüp ağlasam mesela. Evet ağlayasım var, çok mutluyum çünkü!!! Mutluyum ve ağlamak istiyorum bu yüzden...

İYİ Kİ TANIDIM SENİ


Şiirler yazıyorum sana, şarkılar söylüyorum avaz avaz, o koskoca görünüp aslında ufacık bir çocuk olan SENİ büyütüyorum kendimce. Ve büyüyorum ben de seninle. Gözlerim açılıyor seni görüyorum, herşey siliniyor o anda. Fotoğraflar çekiyorum her an da, saklı tutmak istiyorum sana dair ne varsa. Saçma sapan anlarımı da seviyorum seninle... Herkesten iğrenen ben hiç tiksinmiyorum senden. Uykulu gözlerine bayılıyorum, ışıl ışıl gülüşlerine. O küçücük dişlerine. Bana sadakatini seviyorum bir de. Bana güven duymayı öğreten varlığını seviyorum. Sana olan sevgimden göğsüm kabarıyor, sanki yerinden çıkıp fırlayacakmışcasına. Elimden tutup, her an yanımda oluşunu düşündükçe bir kez, bir kez daha aşık oluyorum sana. Mutluluk senin adın oluyor, sen yaşama dönüşüm oluyorsun en mutsuz zamanımda. İyi ki yanımdasın serom, iyi ki çıkıp geldin karanlıklarımın içinden. İyi ki sevdin beni bu kadar ve iyi ki kendine bu kadar aşık ettin. SENİ ÇOK SEVİYORUM!!!

23 Nisan 2009 Perşembe

BİGE BEN DEĞİLİM:)

Arkadaşlar Bige'nin resimlerine yorum yapılırken bige benmişim gibi düşünenler olmuş:) Belirtmeliyim ki bu blog bige'ye ait değil, bige'nin arkadaşı olarak desteğimi fazlasıyla göstermek için resimlerini ben koydum. İstedim ki Bige'nin günlük hayatında da aynı güzelliğini, aynı masumluğu taşıdığını görün. Tekrar söylüyorum ben bige diil, arkadaşıyım:)

18 Nisan 2009 Cumartesi

DOMATES GÖNDEREYİM Mİ:)


Salı günü ananem geliyor kıbrısa... Ve annem mesaj attı domates de göndereyim ananenle diye koptum:pp Adana'dan kıbrısa domates düşünün. Annem benim ya çok seviyorum seni. (bahsettiği domatesler hani şu minnacık olanlardanmış tabi, ben tahta kasalardan bahsediyor die düşünmüştüm oysa:))

O

O (sero) tam da kollarına sığınılacak biri... Canııııııııııııııım mcx...!!!

GOOGLE SENİ KINIYORUM:)

Adanadaki kızlık zarı diken yerler ve ücretleri yazıp benim blogu bulmuşlar:s Bu işi bi aydınlatmak gerek diye düşünüyorum. Sevgili google bu yaptığını kınıyorum bilesin:) Efenim bildiğiniz üzre bir kelime girilince google onunla alakalı tüm inciki cinciki bulup önünüze seriyor. Bu zor durumdaki arkadaş kim ise o da bu aradığı şeyi yazınca sayfasında benim eski yazılarımdan yüksek lisans ücretleri, babasının tecavüz ettiği kızın, annesi tarafından kızlık zarı kontrolüne götürüldüğü hakkında yazdığım yazı ve adanadayı anlattığım bir yazım ilişkilendirilip arayan arkadaşa sunulmuş. 3 konuda birbirinden çok ayrı olmasına rağmen aynıymış gibi yan yana dizilmiş anlayacağınız. Bloguma girişleri gördüğümde bu aratmayla benim ne alakam var ulaaaaaaaan oldum ve baktım ki olay böyle gelişmiş:p Öyle olaylarla arattırılıp bulunmak hiç de hoş gelmediği için bana bi açıklama getireyim istedim:):)) O arkadaşımıza da tez zamanda aradığını doğru yerde bulmayı dileyerek konuyu kapatıyorum. Hı birde dipnot geçmeden duramayacağım.. Sevgili çaresiz arkadaşım inan hiç gerek yok öyle şeylere. Kendin ol ve uzak dur bence böyle şeylerden. Esen kalın:p

ÇİLEK


Çileklerin hiç tadı yok. Ne ölee kocaman kocaman fakat tatsız. Ben minik minik ama bol şekerli olan çileklerden istiyorum... Bana ne!!!

İSİMSİZ HİS


İçimde isimsiz bir his var... Bildiğim tek şeyse POZİTİF olduğu.

SEVİNDİRİK

Bişi dahaaaa bugün akşam sevimli ördekimle fuara gittim. İstanbulda gördüğüm fakat bana olacak bedenini bulamadığım için alamadığım straplez şalvarlardan buldum. Çok sevindiriğim anlatılmaz...XD

Kışş Kışş


Boynuma ve belime saplanan dehşetengiz bir ağrı var. Geliyor ara ara. Ve ayakta çok fazla kalınca dayanılmaz oluyor. Olduğum yerde kitleniyorum ve kımıldatamıyorum vücudumu. Küçükken merdivenden düşmüştüm ve doktor ileride boyun ve bel fıtığı olabilirsin demişti acaba bu onun bir göstergesimi:s Ayy Allah korusun:(:(

GÜZEL BİR GÜN

Dün gece inanılmaz güzeldi yaa... Deroşum canım ruh ikizim ve sevgilisi gökisi bizde kaldılar. Sabah 6 ya kadar oturduk, mangal yaptık. Sabah gazete yayınlama teknikleri dersine gidemesekte, öğleden sonra hocanın gönyeli maçında bize fotoğraf çektirmek için götüreceği randevumuza yetiştik. Kapıda görevliler stadyuma giriş için bilet kesiyor, hocanın adını verdik bize basın kartlarımız soruldu. Tabi deroşumla bende var, ama seroyla gökide yok:p bizi aldılar bunlar kaldı dışarda:):) Hoca tüm öğrencileri okuldan servisle götürmüş, biz gökiyle gidince sizi beklemiyodum küçük hanımlar dedi. Benimde deroşumunda 3.alışı olduğu için bu dersi artık hoca tarafından mimlenmişiz. Her yaptığımıza bazen ciddi, bazende şakayla karışık laf sokuyor. Deroşum baya alınıyor ama ben gülerek cevap veriyorum hep. Bugünde öyle yaptım, gelmeyelim de mezun olamayalım demi hocam dierek. Tüm sınıf kale arkalarına geçmiş fotoğraf çekmeye başlamıştı bile. Deroşumla ben seyircilerin hemen ön kısmında saha çizgisinin orda çekmeye başladık fotoğraflarımızı. Bir tek ikimiz sarı saçlı ve yan tarafta duruyoruz, davul çalan taraftarlar başladı sarı saçlarını deli gönlümeyi söylemeye, ardından gel gel sarışınım gel, sonrasındada gelmezsen gelme demeye. Hoca duyunca bizi de kale arkasına aldı. Bu arada ben makinenin flaşı açık çekiyorum yok efenim magazinmiymiş bu, niye otomatikte çekiyomuşum tv ye almıyomuşum diye başladı taşlamaya. Benim ağız sırtarık sempatik olmaya çalışıyorum hala. O sırada ağzımda sakız var bi görevli geldi dedi sakız yasak çıkarırmısınız, tamam yutuyorum dedim, olmaz atın ızgaralara dedi, bende sakızı yutup ağzımı açtım bak yuttum dedim adam gitti. Sonra hoca geldi yine sakızını çıkar dedi bende yuttum zaten dedim. Deryadada var mı dedi. Sanki her yediğimiz halt birmiş gibi ben ne yaparsam o da yapacakmış gibi düşünüyor adam. Yok dedim o da gitti. Giderken telefonum çaldı, bizim kanaldan kameraman apo abi maçı çekiyormuş o aradı. Hoca bu kezde telini kapat dedi. Ben konuştum apo abi, seroyla bi arkadaş kapıda kaldı alsana onları içeriye dedim. Sayemde:) benim pandam ve gökide girdiler maça. Maç bitene kadar tribünde bizi beklediler. Bizde bi o köşeye bi bu köşeye koşturduk durduk güneşin altında amele gibi. Öyle bir yoruldum ki tarifi yok. Yarında seçimler var, gidip sandıklarda fotoğraf çekicez. Kanaldan rauf denktaşın nerde oy kullanacağını öğrenip, orda fotoğraf çekeceğim bende. Sıradan bir fotoğraf olmasın diye. Bu senede bu dersten kalırsam kafayı yerim çünkü. Yorgun olmama, tüm stresine rağmen sevdiğim 2 insanda yanımda olunca harika bir gün geçirdim bugün. Çok da eğlenceli. Umarım her günüm böyle güzel geçer.

16 Nisan 2009 Perşembe

EMEK OLMAZSA, ÜZÜLMEK OLMAZ

Biraz önce düşündüm, tam da biraz önce aklıma geldi. Bu zamana kadar ben hayatta çok büyük mutlulukların olmadığına ve küçük küçük mutluluklarla avunmaya, onlarla yetinmeye çalışmışım. Ama bazı zamanlar bir noktada tıkanıp hayatta kalıcı şeylerin olduğuna inandırmaya çalışmışım. Bi an oluyor, irade mirade kalmıyor çünkü bende. Yine bir hayalin, yine bir şeylerin peşinde buluyorum kendimi. Oysa biliyorum ki bir şeyi çok istemezsem üzülmem, ve o şey için emek vermezsem, onu elde edemediğim içinde üzülmem. Hem bu durumda emek olmadığı için ortada emeğime yazık olma şanssızlığıda kalmaz. Verilen bir emek yoktur çünkü ortada. Anlayacağınız kendi halinde ve sakin bir yaşam sonrasında. Kendimi deşerek hiç bir yere varamam, üzülüp, çok fazla didinerekte öyle. Aksi halde yaptığım onca şeyin sonucunda uğradığım hüsrana katlanamıyorum, daha iyisini hakettiğimi düşündüğüm emeklerime üzülüp duruyorum. Bu hayat benim olamaz diye ağlayıp duruyorum. O an içinde bulunduğum fırtınaların yağdırdığı yağmurları camlar arkasında seyreden insan ben olamam diyorum. Onca verilen emeğe rağmen birileri tarafından çiğnenip tükürülmüş hayatda benim olamaz çünkü. Ya herro ya merro kısaca.